Güzel bir sezon açılışı idi. Kendi içerisinde bana bir nevi The Truman Show filmini anımsattı. Onun biraz daha teknoloji ile donatılmış hali gibi. Bu arada hala izlemeyeni varsa izlesin bu filmi de. Truman Sendromu diye sendrom bile var. Kendimce bu anlamda beğendim. "Awful" ingilizcede çoğu zaman korkunç diye çevrilse de, burda "berbat" ve bölümün adını ve içeriğini yansıtan şekilde "iğrenç" ve hatta "kuskunç" anlamında kullanılmış.
Bu bölümün IMDB puanı 7.5 ile bu sezonun en çok beğenilen iki bölümünden biri. Hatta bana göre en güzel bölüm. Zaten diziyi çekenler de öyle düşünmüş olmalı ki, ilk bölüm olarak koymuşlar. Merak edenler için belki tahmin edebileceğiniz gibi diğer yüksek puanlı bölüm yine aynı puanla 3. bölüm Beyond the Sea. Sanırım bu iki bölümün dışındakiler biraz Black Mirror dizinden uzakta olmasıyla beğenilmemiş. Yalnızca bu iki bölüm teknoloji ile alakalıydı diğer 3 bölüm daha çok gerilim filminden birer kesit gibiydi.
BU KISIMDAN SONRA BÖLÜM İLE İLGİLİ BİLGİ VEREN İZLEMEYENLER İÇİN KEYİF KAÇIRACAK BİLGİLER YER ALACAK.
Ana karakterimiz Joan Türkiye'de de sıklıkla karşılaşabileceğimiz şirret bir patron olarak karşımıza çıkıyor. Tabi dizide Netlix'i temsil eden Streamberry baya ilginç geldi. Acımasız, şirret bir müdür olarak karşımızda Joan. Psikologu da var ve orda da iğrençliğini (ya da awful'luğunu diyelim) konuşturup, ulan ne güzel sana yemek yapan koca bulmuşsun bir de üstüne adamı şikayet etmek ne ya? Nasıl olsa duyulmaz diyordun heralde, sonra eşinden önce ilişki yaşadığı ve hala aklının kaldığı başka bir adam var. Adam mesaj atıyor, buluşma ayarlıyor ve öpüşüyorlar ama bence bu sezonun çoğu bölümünde gördüğümüz "kötü ama o kadar da kötü değil" mesajı veren hareketini yaparak "Bu yaptığımız yanlış." diyerek masan kalkıp evine dönüyor. Kocası yine bir şeyler tattırıyor ve midesi bulana bulana "Harika" diyor. Bu da zaten çoğumuzun misafirlikte girdiğimiz ton değil mi?
Neyse esas filmin bütün olayı olan şey Streamberry'i bir açıyor ki, Salma Hayek'in başrolünü oynadığı kendi adını içeren ve dahası saçıyla yüzüyle kendi yüzünü gördüğü bir diziye rastlıyorlar. Bu arada o saç şekli bana "The Eternal Sunshine of Spotless Mind" nam-ı diğer "Sil Baştan" filmindeki hanım kızımızı aklıma getirir ama onun saçı maviydi. Biraz izleyince fark ediyorlar ki, birebir kızın hayatı. Adam tabi yaptıklarından tiksinildiğini ve aldatıldığını öğrenince pılısını pırtısını toplayıp evi terk ediyor. Oğlum insan sormaz mı, bunu nasıl yapıyorlar diye? Belki olmayan bir şeyi anlatıyor, olamaz mı?
Tabi sonradan işten atılıyor, kadın rezil oluyor. Haliyle avukatıyla görüşüyor ama Google'da herkesin Netflix'in Kullanıcı Sözleşmesini kontrol etmesine neden olan olayı öğreniyor, yasal olarak Streamberry'nin bunu yapmasına izin vermiş olarak buluyor kendini. Zaten hangimiz o uzun uzun yazıları okuyoruz, o kutucuğu işaretle gitsin. Bu noktada da insan "Ulan böyle bir şey benim başıma gelse, ben ne yapardım?" diye sorguluyor kendini ve zaten dizinin devamında da belki hemen herkesin aklına gelebilecek, diziyi sabote etmek geliyor Joan'ın aklına, tabi ben ne yapardım bilmiyorum ama heralde müsil içip kiliseye de sıçmazdım gibi geliyor. Dizi de Joan'ı canlandıran Salma Hayak de değilmiş aslında onun dijital yansıması kullanılıyormuş meğerse bu sayede çok kısa sürede kadının yaşadıkları ekrana aktarılabiliyormuş. Onu da öğreniyoruz. Yoksa saçma tabi, kadının sabah yaşadıkları akşam yayında yani. Tabi dizide bir tutar nokta olması lazım, normalde böyle bir teknolojin varsa bu tür "Kiliseye Sıçmak" gibi ya da buna benzer tepki çekecek bir şey olduğunda o kısmı kesersin olur biter. Ama bu gerçek hayat değil, kurmacada o kadar açığın olmasını da mazur görmek lazım.
Dizinin son bölümünde Salma Hayek dizinin bütün bölümlerinin yayınladığı kuantum bilgisayara ulaştıkları bölüme geldi sıra. Bir açıdan bu da bana Fight Club yani Dövüş Kulübü filmini getirdi aklıma. Hanım kızımızın kuantum bilgisayara saldırmasıyla, dijitalin de dijitalinin içinden çıkabilme olayı beyin yakan cinstendi. Tabi aslında adamların esas amacının bütün kullanıcıların hayatını anlatan bir içerik üretimi olduğu düşüncesi de gelecekte olur mu diye düşündürmedi değil. Zaten fark edenler olmuştur bu herkesin dizisinin olduğu gösterilen sahnede "Kübra is Awful" da vardı. Tabi neden insanlara iyi hissettirecek bir içerik üretilmediği de insanı düşüncelere salıyor: "Çünkü ilgi çekmiyor." Aslında dizinin ilk sezonu ilk bölümü de bununla ilgiliydi, insanlar kötüyü istemezmiş gibi yapıp aslında kötülüğü ve fenalığı istiyorlar. Nitekim işin paradoksal yanı, bizim de "Joan is awful" bölümünü izlemememiz gerekirdi, başkalarının hayatını ihlal ettiği için ama büyük bir keyifle izlemeye devam ettik.